-
Ara!
-
Son Yazılar
- Vamos Bien AEK
- Ceyhun Günal’ın taze görüntüleri
- Allah ‘bereket’ döner versin
- Tavernacı BG Mutfak Ekibi
- Cafe in Ceyhun (!)
- Renkhaber durağı!
- AEK ve CG arasındaki yaran msn diyalogları (1)
- AEK, cep telefonunda hangi melodiyi kullanıyor?
- Ters Köşe programından ekranlara yansımayan enstantaneler…
- “Sıcak Su Var mı, Sorsana”
-
Bağlantılar
Ceyhun Günal’ın taze görüntüleri
Flaşlarımıza yakalandı…
Tavernacı BG Mutfak Ekibi
AEK:
lütfen ama
AEK:
o kadar laf söyledik sana
Ayça:
ne soyledin
AEK:
Allah’ın birliğini..
AEK:
karsi ciktin o kadar
AEK: ![]()
Ayça:
himmmm
Ayça:
selamin aleykum ozaman
AEK:
sana da selami şahin
Ayça:
iyyy
Ayça: ![]()
AEK:
bugün kendisiyle birlikteydik de ondan
AEK:
bıyık – sac kombinasyonu
Ayça:
nasillar
AEK:
70′lere götürdü beni
Ayça:
hey gidi selami heeyy
Ayça:
iyi adamdir ama
AEK:
laf yok ağabeyimize, iyidir evet
Ayça:
oyle
AEK:
besiktas lisesi’nde ogluyla birlikte ayni siniftaydik
AEK:
veli toplantılarına geldiginde hocalar sarkı isteginde bulunuyolardı
AEK:
haliyle toplantı diye bir mevzu olmaz; olay mini konser e dönerdi
Ayça: ![]()
Ayça:
e o da eglenceli hatta daha eglenceli
AEK:
arif susam da candır bak
Ayça: ![]()
Ayça:
o benim ciger ya
AEK:
vay
AEK:
arnavut kökenliymis ha
Ayça:
aha aha aha:P
AEK:
“arnavut cigerim” diye seslensen ne gülerim
Ayça:
catlak
Ayça: ![]()
AEK:
ulan ne adamlar ya
AEK:
hepsine respect ablası, hepsine respect
Ayça:
dimi
Ayça:
ya bizim ebeveynlerin gencligini curutmusler
Ayça:
ama olsun
Ayça:
her daim respecti korucaz
AEK:
Allah korusun, sen elleme
Cafe in Ceyhun (!)
Ceyhun’un ‘kahve psikopatlığı’ daha nereye kadar gidecek?
Her gidilen mekanda sormadan edemediği tek sual:
“Kahve içer miyiz?”
Renkhaber durağı!
Renkhaber militanları, İstanbul duraklarını siyaha boyamışlar!
Elimize e-posta yolu ile ulaşan bu görüntüyü huzurlarınıza sunuyoruz…

renkhaber durakları
AEK ve CG arasındaki yaran msn diyalogları (1)
AEK:
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=15452178
Ceyhun:
mama
AEK:
mama ne lan
Ceyhun:
yemek
AEK:
entry i gördün mü
Ceyhun:
Ceyhun:
mama
AEK:
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=15452178
*
Şu anda bir titreşim gönderdiniz.
*
AEK:
orda mısın lan
AEK:
bisey dicem
Ceyhun:
Ceyhun:
mama
AEK:
lan olum iti misin
AEK:
ne mama deyip duruyon
Ceyhun:
(pl)
AEK:
middle finger …(biip) : )
AEK:
seklini koymadım bak dikkat edersen. “middle finger” sadece..
Ceyhun:
ulan …. (biiip)
Ceyhun:
yemegimi
Ceyhun:
böldürttün bana
Ceyhun:
ulan
Ceyhun:
klavye yerine
Ceyhun:
yemeği koydum
Ceyhun:
yemek yiyom
Ceyhun:
iki saattir bunu anlatiyom
AEK:
hlkjdhşasiijadhşalh
Ceyhun:
klavye masanın altında
Ceyhun:
yazamıyom
Ceyhun:
….. (biiip)
AEK:
ahuahauhuasşjailfaklala
AEK:
…(biip) senin ya
AEK:
Posted in Anılar, Blog Ekibinden
AEK, cep telefonunda hangi melodiyi kullanıyor?
Ekibimizin sakallı üyesi AEK (Ali Ersin Kelleci) sıkı bir Deep Purple hayranı, biliyor muydunuz?
Öğrenmiş oldunuz. Ama telefonunda çalan melodi Dolapdere Big Gang grubuna ait.
Yani aslında parça Deep Purple’ın bir eseri; grubun ünlü şarkısı; Smoke on the water. Dolapdere Big Gang, Deep Purple’ın bu parçasını coverlamış ve oryantal kıvama getirerek daha da güzelleştirmiş. İşte, AEK’nın cep telefonunu aradığınızda bu melodi çalıyor.
Meraklısı, Youtube’dan ‘Dolapdere Big Gang – Smoke on the water’ yazarak dinleyebilir.
Posted in Blog Ekibinden
Tagged AEK, Ali Ersin Kelleci, cep telefonu, deep purple, dolapdere big gang, ersin, melodi, smoke on the water
Ters Köşe programından ekranlara yansımayan enstantaneler…
Dikkatli, planlı, titiz ve disiplinli BG okurları çok iyi hatırlar; yaz ayında YOL TV’de Ters Köşe isminde bir program yapmıştı Ersin ve Ceyhun. Hatırladınız mı?
Nasıl hatırlamazsınız ya, tövbe tövbe?!..
Yahu hani sıcak bir yaz akşamıydı. Şişli Evlendirme Dairesi’nin bol yeşillikli, semiz otlu, ıspanaklı börekli bahçesinde vuku bulmuştu hadise…
Hah, işte o program öncesi ve sonrası yaşananlar ekranlara yansımadı tabii ki; ama biz şimdi yazılı olarak elimizden geldikçe yansıtacağız.
Programın cereyan edeceği olay mahalline ilk varan kişi Ceyhun olmuştur. Arabasını Maçka’da park etmiş, 7 dakika yürümüş ve sonra sallana sallana ortamda bitmiştir.
Akabinde Boğaziçi Üniversitesi’nden genç bir akademisyen arkadaşımız olan Ozan da sırt çantasıyla olay mahalline yetişmiş ve Ceyhun’la koyu bir muhabbetin fitilini ateşlemiştir.
***
Şimdi Ersin’e bağlanıyoruz değerli okurlar…
O sırada Ersin de trafikle cebelleşmektedir. O, Ceyhun gibi Maçka tarafından değil de, Beşiktaş istikametinden geldiği için gönüllü bir trafik kurbanı olmuştur. Neyse ki, 15 dakika sonra trafik rahatlamış ve Ersin de arabasını Dolmabahçe’ye park ederek nikah kıymak üzere evlendirme dairesinin bahçesine varmıştır.
Neyse, diğerleriyle hoş beş falan ederken Pınar gelir. Pınar, bizim Aydınlık Gençlik Meclisi’nin genel sekreteri oluyor. Kendisi programın ikinci bölümünde konuk alınacaktır.
İlk bölümün konukları olan Şair Küçük İskender ve Gazeteci – Yazar Oral Çalışlar’n internet fenomeni oğlu Reşat Çalışlar ise henüz ortalıklarda yoktur. Onları bekleme esnasında Ersin, Ceyhun, Pınar ve Ozan’dan oluşan okey dörtlüsü kendi aralarında muhabbet çevirmektedirler.
Ceyhun program için hazırladığı jeneriği yanında getirdiği notebook’tan göstermektedir.
C: Böyle bir şey işte.
E: O ne olum ya?
C: Neyi var lan? Bal gibi jenerik işte.
E: Peeh. (Burun kıvırmak)
P: İyi olmuş ya, neyi var ki Ersin?
E: İskender arıyor, durun.
—
E: Efendim.
İ: Gümüşsuyu’ndan Taksim’e çıkacağım şimdi. AKM’nin önünden alsana beni.
E: Tamam.
Diyalogda görüldüğü üzere İskender AKM’ye yanaşmakta ve programın yapılacağı alanı bilmediği için yardım talep etmektedir. İyilerin dostu, kötülerin düşmanı olan BG ekibinden Ersin, 3 dakika sonra AKM önündedir. İskender gelir, daha sonra da Reşat davete icabet eder ve ekip tamamlanır. Ama durun, o da ne! Telefon bir kez daha çalmaktadır. Arayan Ceyhun.
C: Alo.
E: Efendim.
C: Abi çıktın mı yola?
E: Yok, bineceğiz şimdi arabaya.
C: Ha dur bi abi. Pınar biraz heyecan yaptı, bize birkaç tane bira alsana.
E: Hasta mısın lan?
C: Ya al işte.
E: Neyse, tamam.
Program öncesi şurup etkisi yapsın diye bünyeye alkol takviyesi yapılacaktır
)
Ersin bi koşu gider, 2 poşet birayla döner ve arabaya atlayıp bahçeye gelirler. Bizim evin bahçesi değil, evlendirme dairesinin bahçesi…
Çevredekilerin şaşkın bakışları arasında bira kutularını o cezbedici ‘fışt’ efektiyle birlikte açarak mideye salarlar alkolü. Bir yandan kafalar güzelleşirken, muhabbet de akar akar yatağını bulur. Daha sonra alkol tam kıvamında bırakılır ve yayına geçilir. Yayın başlar, gelişir ve biter.
Yayın bittiğinde Ersin oldukça sinirli gözükür. Çünkü, ikinci bölümde konuk alacakları Pınar’ı yayına alamamışlardır.
Niye?
Reklam arası girmemiş ve program blok olarak yapılarak 1 saat içinde bitmiştir. Zamanın nasıl geçtiğini de o esnada anlayamayan Ersin ve Ceyhun kendilerini uyarmayı unutan teknik ekibe biraz öfkelidirler. Neyse ki, daha sonra kanalın yayın yönetmeni olan Necdet Saraç’ın araya girmesiyle iş tatlıya bağlanmıştır. Ancak ekibimiz Pınar’a karşı mahcup durumdadır yine de. Kendisi Anadolu Yakası’ndan kalkmış gelmiştir o akşam vakti ve bunun üstüne teknik bir hata nedeniyle yayına alınamamıştır. Ah kahpe felek ah…
Bir müddet sonra köylü köyüne, evli evine giderek herkes uykuya dalar…
(Final müthişti, biliyoruz…)
“Sıcak Su Var mı, Sorsana”
Dostlar, yazılar, anılar geliyor. Site güzelleşiyor. Bizim Gazete ekibinin büyük kısmını gayri-resmi bloga takılmaya ikna ettik. Şimdi bir ilginç anı daha. Bizim Gazete ekibinden arkadaşlar bazen hafif kızsa da; durmak yok, yola devam
Hikayemizin kahramanları Ceyhun ve Ersin; yine bir gün bir televizyon programından çıkmış ve yine bir sivil toplum kuruluşu yöneticisini ziyaret etmek üzere İstanbul’u cadde-sokak arşınlamaktadırlar. Görüşme kapsamında dernek temsilcileriyle Bizim Gazete için bir haber ve bazı fikir alışverişleri düşünülmüştür. Derneğe yaklaşıp yürümeye başlayan kahramanlarımız sabahtan beri yoğun bir tempoyla televizyonlarda çekimde oldukları için “kahve, kahve” diye çöllerde su arayan bahtsız bedeviler gibi dolaşmaktadırlar. Kahve krizi gelip kapıya dayanmıştır. Son olarak marketten “üçü bir arada” almaya karar verip market aramaya başlarlar. Lakin yolda “Acaba dernekte sıcak su var mıdır?” diye bir soru takılır kafalarına.
Tam bu esnada Ceyhun’un telefonu çalar. Arayan görüşmeye gittikleri sivil toplum temsilcisidir. Ceyhun başlar konuşmaya: “Buyrun XXX Bey. Tabi geliyoruz. Hayır hayır yoldayız. Bekletmeyiz olur mu öyle şey. Ha tabi.” vs diye konuşmasını sürdürürken; Ersin dürtüklemektedir: “Sorsana oğlum. Sıcak su var mıymış? Bak kime diyorum. Oğlum sıcak su var mı diye sorsana lan.” Ceyhun bir yandan dernek yöneticisine gayet ciddi insanlar imajı çizmek isterken; bir yandan da Ersin’in “üçü bir aradası için sıcak su arayışında” kendisine yönelik sürdürdüğü elle ve sözlü tacize karşı direnmektedir. Telefonla konuşurken sürekli ahizeyi kapatıp “Sıcak suyu sorsana ulan” diye dürtükleyen Ersin’e “Ya bi dur” yanıtını da vermek için çaba gösterir.
Nitekim “Sıcak su var mı?” diye sorulmaz ve büyük bir yanlıştan başlamadan dönülür. Neyse ki; dernekte de sıcak su, hatta kahve bile bulunmaktadır da; kahramanlarımızın dizginlenemez kafein ihtiyacı da giderilmiş olur. Geri dönüş yolunda “Sıcak su var mı oğlum, sorsana” efsanesi önce ikili sohbetlerde, sonra da halk arasında efsaneleşir, alır başını yürür.
Tagged üçü bir arada, bg, bizim gazete, ceyhun, ersin, nescafe, sıcak su

